29 Eylül 2010 Çarşamba

SOME/THINGS



Bazı dergiler bazen sadece duruşlarıyla bile, sadece kapaklarıyla bile estetik bir şölene dönüşüyor. Bizde de Fol böyle bir dergiydi. P dergisi (P Dünya Sanatı) de bu tarz bir dergi. Biçimin, zarfın güzelliğine hayran olmak da dergiseverliğin şanından. Mazruf hep önemli, hep akılda iz bırakmalı elbette, ama ilk bakışta görülenler de önemsiz değil.

Dergi sadece okumak için değil, görülmek için de vardır.

Şimdi haberler:

SOME/THINGS içindekiler [3. sayı]

003 PREFACE / YUKIO MISHIMA
004 MIGUEL RIO BRANCO / I AM MY HOME COUNTRY
028 RICK OWENS / ALABASTER BED
036 MARTIN D’ORGEVAL / LE BLEU DU CIEL
046 OLIVIER THEYSKENS / BIRDS / INTERVIEW BY STEPHEN TODD
068 THE SUZANNES / SUZANNE VON AICHINGER BY JOHAN SANDBERG & ELLEN AF GEIJERSTAM
080 BETONY VERNON / IN THE BOUDOIR
098 CROSSING WORDS / A CONVERSATION BETWEEN JARVIS COCKER & RAINA LAMPKINS-FIELDER
110 MILOSLAV DRUCKMULLER / HOW MANY ECLIPSES / INTERVIEW BY DEREK THOMSON
118 19 SECOND DREAM / ALEKS RASTOVIC BY MONIKA BIELSKYTE
138 PINAR YOLAÇAN / MARIA / INTERVIEW BY RAINA LAMPKINS-FIELDER
150 LEE BUL / NOW, HERE, 4AM, FREEZE-FRAME
162 BOOKS / BY MARTIN D’ORGEVAL
188 JULIEN CLAESSENS THOMAS DESCHAMPS / CHIMERES
210 BRETT ANDERSON / AIR TIGHT AS A ROPE
220 雪の花 EMPTINESS FLOWER / BY MOTE SINABEL モートシナベル青木 & TAKETERU KUDO 工藤丈輝
238 WARREN ELLIS / PLENTY OF SPACE TO GET LOST IN
248 YOHJI YAMAMOTO / MORE THAN ENOUGH
276 IRENE SILVAGNI / IMAGE OF A WOMAN
288 DESIREE DOLRON / EXALTATION / WITH TEXT BY NICK HACKWORTH
304 洹 ZHANG HUAN / DRAGONFLY 蜻蜓
310 STEVE MCQUEEN & CHARLOTTE RAMPLING / CARESSES
320+ [INSIDE FLAP] / SPECIAL CONTRIBUTION BY ROGER BALLEN

Ama bu dergi ağırlığıyla da güzel :)

TECHNICAL DETAILS OF THE ISSUE003
400G CARDBOARD COVER WITH DOUBLE FLAP, COLOR PRINT EMBOSSING, LAMINATE & SILKSCREEN
INLAY 320 PAGES 150G MATT PAPER, COLOR & PANTONE PRINT
90X9CM 300G COVER STRAP, COLOR PRINT, EMBOSSING, LAMINATE, SILKSCREEN
EACH COPY PACKED IN SILVER PRINTED POSTER & 253X250X36MM BLACK CARDBOARD BOX MAGAZINE WEIGHT 2KG, SIZE 247X245X33MM
EDITION OF 1475 + 25 COPIES OF DELUXE EDITION (EACH COPY IN A UNIQUE OXIDIZED IRON & COPPER
HAND-WELDED BOX WITH AN ORIGINAL PRINT, WEIGHT APPROX 5KG)

21 Eylül 2010 Salı

Bir Heves'in sonu



Pan Yayıncılık'ın hayırlı işlerinden biri olan Heves şiir-eleştiri dergisinin her iki ki anlamda da son sayısını okuyorum bu sıralar. Ama dergi yüklü, oku oku bitmiyor. Ayrıca bir derginin son sayısını okumak başka bir duygu veriyor insana, tıpkı ilk sayıyı okumak gibi: Bütün mümkünlerin kıyısında. Bundan sonra ne olacak diye düşünmeden okunmuyor.

Heves'in kapanmasına ilişkin çeşitli yorumlar yapılmış internette, bir kısmını okudum, her zamanki küstah ve kibirli ve empati geliştiremeyen yaftacı yorumları ise sonuna kadar okuyamadım, çünkü derginin kendisi ortada zaten, afaki değerlendirmelere hiç hacet yok. Heves'in son sayısının yüksek yoğunluklu bir kıvamda olmasına ise çok sevindim, yumruk gibi insanın zihninde patlıyan şiirler ve yazılar mevcut.

Bizde edebiyat dergilerinin kısa bir ömrü olduğu söylenegelir hep, oysa bu düşünce tarzı; dergileri insanlarla karıştırmak demektir biraz da. Küçük dergilerin kurumsal bir zihniyetle yönetilmeleri gerek, ne yazık ki dergilerimizde editörlük müessesesi ve reklam/dağıtım/abonelik kısımları dergi yeterince mali bağımsızık içinde olamadığından yönetim/yazı işleri ekibi parayla pulla ve dağıtım gibi kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen hususlarla uğraşmak zorunda kalıyor ve bu da zamanla büyüyen bir yılgınlığa neden oluyor, ayrıca malum, dergi okuru da çok vefasızdır, dergilerin büyümesine izin vermez, tutkulu dergi okuru devede kulak sayılır. Ama kısa ömrün benim gibi koleksiyonculara faydası büyük, eksik sayıların toplanması daha kolay, orası ayrı. :)

Şiir acayip bir şey. Mesela hemen herkes şiirin sinema kısmından (yüzeysel bilgilerle bezeli olan zahiri bölümünden) biraz anlar ve lakin şiirin karanlık yüzünden, mürekkebin dokunmuş olduğu şiirden anlayan insanı bulmak ise çok zordur, Heves dergisinin okurları ise görebildiğim kadarıyla (derginin yazarlarıyla değil de okurlarıyla sahaflarda ve internet üzerinde tanışıp biraz konuşmuş olmanın verdiği izlenimlere dayanarak söylüyorum) şiirden anlayan ve bir arayış içinde olan insanlar.

Peki ama hangi şiirden söz ediyoruz? Aslında ancak arkaik şiire aşina olanlar ve şarkı sözleriyle şiiri karıştıranların çoğunlukta olduğu bir edebiyat dünyası var ve cahillik had safhada, Heves gibi dergiler ise dünyadan giden bir grup insanın başka bir gezegende oluşturduğu bir koloni gibi hizmet ediyor. İyi şiire denk gelmek her zaman mümkün olmuyor, iyi şiir insanın içini temizler ve iyileştirir, Heves gbi bünyeye ilaç gibi gelen dergiler kapanınca hastalıklı hallerimiz devam edecek demektir.

Son sayının bir güzelliği de tıpkı Geniş Açı dergisinin son sayısında yaptığı gibi bütün sayıların içeriğini sunmak olmuş. Utku Özmakas ile Ömer Şişman'ın hazırladığı hem alfabetik hem de konusal indeks çok yararlı bir çalışma olmuş, teşekkürler.

Heves XXVI için bir okuma önerisi

Bir de Osman Konuk'un indeks'ten önce Heves'in son şiiri olan "bu bir manzara resmi değildir" şiiri derginin ve bir yığın şeyin küçük bir özeti olmuş. Önce bu şiiri okumalı, sonra dergiyi.

Ek okumalar:

* Heves'in vedası

14 Eylül 2010 Salı

PsikeArt



PsikeArt dergisini öncelikle Hande Koçak'ın 'Bir şairin Yalnızlığı' başlıklı yazısını merak ettiğim için almıştım. Ama "Yalnızlık" üzerine özel bir sayı olan bu dergide merak ettiğim yazı dışında başka güzel yazılar da buldum ve bu sayı başucu dergilerimden biri oldu şimdi.

Hande Koçak'ın yazısı Jean Cocteau'nun "Le Sang d'un Poete" (1930, Bir şairin kanı) filmi ile ilgili ve zihin açıcı bilgilerle yüklü.

Ama dergiyi alırken mütereddit bir haldeydim çünkü derginin kapağında Ertuğrul Özkök ve Ahmet Ümit (her yerde o!) isimlerini görünce normal şartlarda o dergiyi satın almam ve hemen yerine bırakırım (aynı şekilde sinir olduğum bir isim daha var, Elif Şafak adını da bir derginin kapağında görünce almak istemiyorum) ama dediğim gibi bu sayıdaki 'Bir şairin yalnızlığı'nı okumam gerekliydi, iyi ki almışım dergiyi diyorum ama biraz önce adını zikrettiğim şahısların yazıları okumadım, okumayı da düşünmüyorum, bugüne kadar yeterince okudum zaten ve beni heyecanlandırmayan, aksine buz gibi soğuk bir düzen gözeterek yazılmış yazılardan uzak durmam gerekli, yoksa okuma sevgim azalıyor. Keşke kapakta bu isimler olmasaydı, son aylarda hemen her derginin kapağında aynı isimleri görmekten rahatsız oluyorum, ama dergiciler sadece kendi dergilerinin okuru olduklarından olsa gerek sanki o yazarı ilk gören, onunla ilk konuşan onlarmış gibi en basit röportajı bile (en kolay işlerden biri söyleşi yapmak, soru sormak için araştırma bile yapmayanlar var, artık o sırada akıllarına ne gelirse sorup durmalarından belli oluyor) büyütüp kapağa taşıyorlar, ben artık bu isimleri görmekten bıktım, kusma noktasındayım.

Fotoğraf üzerinde olduğundan okunması biraz zor olsa da Talat Parman'ın yazısı "bir ergenlik serencamı" hoş bir yazıydı. Ardından Erol Göka'nın "Ömür dalında açan çiçekler" ve İrem Anlı'nın (yine aynı okunma sorunu!) "Kadın olma sürecinin yalnızlığı" yazılarını ilgiyle okudum (gözlerim ağrıyor ama olsun).

Ahmet İnam'ın yazısı da ilginçti ancak en çok beğendiğim yazılardan biri Meltem Yakın Üldes'in "Tanrı belki gerçekten ölmüştür" başlıklı olan 'Yalnızlığın ve deliliğin sanatı: Art Brut/Ham sanat' üzerine olan ve bu sanatın ilginç örneklerinin yer aldığı yazı oldu. Kapağa Tuba Akyol'un adı yazılacığına Meltem Yakın Üldes yazılmalıydı bence.

Esmahan Aykol'un yalnızlık ve mastürbasyon üzerine olan yazısı da çok iyi ve insanı gıdıklayan cinsten, Ertuğrul Özkök yerine kapağa Esmahan Aykol'un ismi yazılmalıydı.

Dergideki fotoğraflara gelince yazılarla tezat olarak çoğu amatör ve kötü kurgulanmış photosop destekli işler.

Eleştirime rağmen içinde çok güzel yazılar olduğu için bundan sonra dergiyi almak niyetindeyim.

10 Eylül 2010 Cuma

Biz ve Yıldız Moran



Tarih olmuş hoş bir dergi daha.

İşte 5. sayının kapağında Yıldız Moran'ın çektiği leziz bir fotoğraf var, unutulmaz.

Biz dergisi kişisel dergi tarihimin nadide bir köşesinde.

Yer: İstanbul, Beyoğlu, Geniş Açı ofisi.

Kahve ile dergi



En güzel ikililerden biri. Yer Beşiktaş, Kabalcı kitabevi.

4 Eylül 2010 Cumartesi

Eylül dergileri ve PCnet

Yeni bir ay başlangıcı yeni dergiler demektir. İlk günler dergisevenler için önemlidir. Bazı dergiler yetişmez oysa, sabırsızlıkla merakla beklersiniz, gidip gelip sorarsınız, "x dergisi geldi mi?" diye, aslında çok umutsuz bir sorudur bu, dergi geldiyse zaten görürsünüz çünkü.

Neyse ilk gün siftahı National Geographic ile yaptım, yanında bir de NTV BLM dergisi aldım. İkinci günün dergileri ise henüz jelatinini dahi açmadığım yapı dergisinin 346. sayısı, alır almaz okumaya başladığım PCnet dergisinin 156. sayısı oldu. Diğer günlerin dergilerini başka yazılara bırakıp bu sayıda sadece PCnet'ten söz etmek istiyorum:

PCnet 13 yıllık bir dergi, ne yazık ki bilgisayar dergileri arşivlik olma anlamında benim için çok değerli değiller, fakat son sayılarda PCnet kitapçıklar hediye etmeye başladığından beri bu kitapçıkları kitaplığıma yerleştirmekte fayda görüyorum. Bu ay PCnet dergisinin hediyesi ise: "Bilgisayar ve internet terimleri Sözlüğü" adını taşıyan faydalı bir eser. (Aslında sözlük deyince bende akan sular duruyor, sadece sözlük çıkaran bir yayınevim olsun isterdim, eğlenceli sözlükler çıkarırdım, mesela "Atlantisten Gelen Zekiye Sözlüğü" hiç fena olmazdı!)

PCnet dergisi yönetime Erdal Kaplanseren geldiğinden beri çok değişti. Eskiden ağırlıklı olarak Chip dergisi okurdum, PCnet'te ise beni Daron Dedeoğlu'nun yazıları dışında ilgilendiren az konu vardı. Şimdi PCnet daha ilgi çekici bir dergi oldu. Fakat bazı ürün tanıtımlarına ayrılan yer çok fazla, koca bir sayfada 2 tane usb bellek tanıtımı mesela, bir iki cümle ve dev fotoğraflar bence çok gereksiz, ama bunlar galiba editörlerin bileceği iştir, karışılmaz.

PCnet demek Daron Dedeoğlu demek benim için bir anlamda, onun yazılarını okumak ayrı bir keyif, keşke eskisi gibi daha çok yazsa.

Sıcak Nal

Masamda Sıcak Nal'ın ilk sayısına bakıyorum şimdi, değerlendirmeye ilk sayıdan başlamak istiyorum çünkü, aslında ilk sayı önemli çünkü diğer sayıların da ipucunu veriyor ama derginin bu ay 4. sayısı çıkacak. Henüz 4. sayıyı görmedim, ama pazartesi akşamı Londra Oteli'nde yeni sayıyı görme umudum var. :)

Sıcak Nal iyi, hoş, fena dergi değil ama ilk üç sayının kapağı çok kötü maalesef. İçeriğe gelince genel olarak çok kararsız bir dergi gibi geldi bana, konu ve düşünce bütünlüğü yok, birden politik bir tavır alıp hemen sonrasında has edebiyata göz kırptığı oluyor. Yani Sıcak Nal'ın gideceği yönü bilmeyen bir hali var. Belki de dergiye çok karışan vardır, bilemiyorum.