19 Kasım 2010 Cuma

Burn ve David Alan Harvey

Kitapların çoğu sadece yüksek oranda sıkıntı ve mutsuzluk barındırır. Dergilerin önemli bir kısmı ise sevinç ve keder dolu olmalarıyla sadece biçim olarak değil muhtevanın cinsi bakımından da kitaplardan ayrılırlar.

Fotoğraf dergilerine bakarsak onlar dergilerin dünyasında hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar kendilerine ait bir sınıfın üyeleridir ve kimi Burn dergisi gibi uzaktan da olsa, daha önce tanıdığınız hissine kapılıp, yaydığı sıcaklığı algılayabilirsiniz.

Burn adı üzerinde yanıcı bir dergi. Çünkü fotoğraf yakıcıdır. Öğrenmek ve kendini geliştirmek isteyen fotoğrafçı içten içe kendi halinde yanan bir ateş gibi olmalı, gören fotoğrafçı hep yanık dolaşmalıdır, hep öğrenmek ve payina ne düştüyse daha çok yanmak istemelidir, görgüsüz ve cahil fotoğrafçı kendi fotoğrafı hakkında söz söyleyemez, ayrıca başkalarının fotoğraflarını da yeterince değerlendiremez.

Bazı fotoğrafçıların uzun yaşamasının bir nedeni de merak olmalı, merak böceğinin içlerinde kıvıl kıvıl biteviye gezinmesinden ve kendini hep yeniden inşa etme isteği yandığında, fotoğrafçı ölümsüzdür, bundan sonrası sadece tabiata ve acımasız dış etkenlere bağlıdır, yaşlılık veya Sauron'un dünya üzerindeki temsilcileri (mafya, çeteler, devlet, asker, polis, kraldan çok kralcılar) bu acımasız dış etkenlerdendir ve fotoğrafçının ömrünü epeyce kısaltabilir.

Burn dergisi gezegenimizde, içinde insan olan, insanın batırdığı veya değiştirdiği hayatın hemen her türlüsüne kapısını açıyor ve bize gösteriyor. Belki bu yüzden foto8'e benzediğini söyleyebilirim. Ama biçim olarak baktığımızda foto8 başından beri basılı br dergiydi ve İngiliz dergilerinin ödün vermez biçimciliğini de taşıyordu, Burn ise bağımsız Amerikan ruhunu taşıyan ve daha saf olmak isteyen bir yapıya sahip. Ayrıca Burn yola internet üzerinde çıktı, ilgi görünce, sevenleri ve takipçileri de çoğalınca, üstüne br de cesaret eklenince, başından beri istenen, olması gereken hevesleri bağrına basmış basılı bir dergi olarak da görünür oldu.

Derginin sadece internetteki görünen sayısal örneği değil kağıda basılı hali de çok güzel görünüyor: http://www.burnmagazine.org/buy-burn-01-in-print/

İnternet üzerindeki dergi de çok önemli ve biraz gezdirince sadece bir dergi olarak sunduklarının ötesine geçtiği, editörlerin meraklarının dar bir çerçevede kalmadığı görülüyor. Editörler kendi dergilerine ait olmayan başka iyi fotoğrafların da takipçisi ve destekleyicisi olup, bunları göstermeleri, işaret etmeleri de takdire şayan bir duruş olarak bir kenara not edilmeli.

Burn, şımarıklık, küstahlık yapmadan, küçük ayrıntılarla gereğinden fazla uğraşmadan, gözleri ve aklı yormadan doğrudan doğruya hayata, fotoğrafa ve anlatılan öyküye odaklanmayı tercih eden editörlük müessesine havi bir tasarım anlayışına da sahip. Sözünü ettiğimiz tarzın vücut bulmuş hâli ise fotoğraf dünyasına adım atan herkesin itibarını bildiği ve saygı gösterdiği Magnum ajansının üyelerinden, yayımlanmış kitapları da bulunan David Alan Harvey isimli fotoğrafçı ve fotoğraf öğretmeni.

Henri Cartier-Bresson ve W. Eugene Smith gibi yüce fotoğrafçıların sağlam ve klasik tarzını benimseyen Harvey, sadece 35mm veya 50mm gibi sabit odaklı mütevazı objektifler kullanan, uzun zoom objektiflerden özellikle kaçınan teknolojik tuzaklara papuç bırakmayan safkan bir fotoğrafçı.

Harvey her türlü numaradan ve şımarıklıktan azade sadece fotoğrafına odaklanmak isteyen, fotoğrafın değil hayatın şaşkınlık verici veya öğretici olduğunu anlatan bir fotoğraf üstadı. Kendini bilenler, bilmek isteyenler tarafından örnek alınacak bir fotoğrafçı, bir editör, bir öğretmen, bir öğrenci. Bize takdir etmek düşüyor.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Fotoğrafsız

Fotoğrafsız, içinde fotoğraf yerine fotoğrafa ilişkin yazılar barındıran harika bir dergi.

Bu derginin ilk sayısını geçen gün inceleme olanağı buldum ve hemen kitaplığıma kattım, devamını bekliyorum. Güzel dergilerin reklamı yapılmadığı için böyle geç haberim oluyor. Zaten görünen o ki dergiyi çıkaranlar bile derginin tanıtımını pek yapmamış. İki yazar gazetedeki köşesinde yazmış o kadar. (Bunca bilgi çöplüğü içinde böylesine iyi şeylerin gözden kaçması doğal sayılabilir aslında, benim bir kabahatim yok.)

Dergi logosunun altında "fotoğraf üzerine düşünce dergisi" yazıyor, bu da güzelmiş. Bazı alanlarda çok ciddi düşün dergileri var, Monokl, Cogito gibi dergiler yüzeydeki bilgilerlerle yetinmeyip daha derin sulara dalmak isteyen okurlar için neyse, fotoğrafsız da fotoğraf üzerine kafa yoran, sadece göz ile yetinmeyip beyindeki nöronları çalıştırmak isteyenler için düşünülmüş bir girişim.

Bence fotoğraf dünyasında çoktan olması gereken bir dergi fotoğrafsız, geç de olsa iyi ki böyle bir dergi düşünülmüş ve hazırlanmış dedim okurken. Sadece kapaktaki fotoğrafı fazla beğenmedim, bir de neden Orhan Cem Çetin dergide yok? Ben belki OCÇ bir şeyler yazmıştır diye düşünmüştüm, bu nedenle biraz hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim.

Bir de geri dönüşümlü dergi kapaklarını pek sevmem, tamam çevreci filan ama nedense itici gelir bana. Fakat fotoğrafsız'ın haline ve mütevazı tavrına pek bir yakışmış bu geri dönüşümlü kapak kağıdı. (Bir ara kendimden geçip kapakta benim bir fotoğrafım olsaydı keşke dedim. Bu da hayallerimden biridir, fotoğraflarımdan birinin bir derginin kapağında olmasını çok isterdim, fotoğraf dergileri boyumu aşar elbette, özellikle edebiyat veya sanat dergilerinin (kitap-lık, yasakmeyve, notos öykü, p ve heves gibi) kapaklarında gözüm var, bu da vasiyetim olsun erenler, mümkünse aylardan en güzeli olan ekim olsun.)

Sözü uzattım, fotoğrafsız'a döneyim hemen: Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi tarafından yayımlanan derginin ederi 5 TL, genel toplamda ise 72 sayfa ile gani gani okunacak yazılar mevcut. (Fiyat/performans oranı çok yüksek demek istiyorum. :)

Fotoğrafla ciddi anlamda ilgilenenlere seslenmek isterim: Lütfen bir bakın fotoğrafsız'a ve beğendiyseniz destek olun, 1 yerine 2 tane almak ve bir arkadaşınıza veya fotoğraf makinesi olan hiç tanımadığınız birine hediye etmek gibi güzellikler yapalım. (İyilik yap okyanusa at misali.)

3 Ayda bir çıkacak olan derginin ilk sayısındaki ana konu 'etik'. Yani dergide fotoğraf ve fotoğrafçının ahlak anlayışı ve ahlaki tavrı üzerine yazılar mevcut. Yalnız bu konu fotoğrafçıların pek ilgisini çekmez gibi geliyor bana. Yeni çıkan fotoğraf makinelerini anlatan, objektiflerin birbirinden üstün özelliklerini gösteren yazılar daha çok seviliyor günümüzde. Sabahtan akşama Nikon'dan veya Canon'dan söz eden fotoğraf insanları var, onlara ayıp olacaktır şimdi gevezelik yapmak varken okumak...

Şöyle "Hem kaliteli hem de ucuz DSLR alma taktikleri" gibi yazılar olmayınca (bol bol örnek fotoğraf eşliğinde) kimsenin ilgisini çekmiyor. Böyle zamanlarda aklıma hep Geniş Açı dergisi geliyor, sadece portfolyo yayımlayan dergiler bile yaşıyor şimdi, oysa Geniş Açı gibi olağanüstü bir dergi kapandı gitti. Hep bu fotoğrafı yanlış anlayan makineciler yüzünden oldu. Ben de birazcık (huyum kurusun) makineciyimdir gerçi, "şurada çok ucuz bir olympus Mju-2 veya yarı fiyatına bir Pentax 645 satılıyormuş" derseniz ben de kalkar giderim belki, gıdıklanmayacak konu değil fakat abartmamak gerek.

Neticede fotoğrafı insan çekiyor, makine kendi başına bir hiçtir.

Tekrar dergiye dönersek: Aslında fotoğrafsız'ın içinde fotoğraf olmaması öyle güzel ki, okuyup bitirdikten sonra fotoğraf sevgimin çok daha genişlediğini ve daha bilinçlendiğimi anladım. (Şimdi kapakta da fotoğraf olmasaydı bari diye düşünmeden de edemiyorum.)

Her yerde o kadar çok fotoğraf var ki, fotoğrafsız dergisi ilaç gibi geldi bana.

4 Kasım 2010 Perşembe

YENİ



Yeni bir dergi görünce şaşırmamak ve heyecanlanmamak olmaz. İşte kitap boyutlarında tasarlanmış, Fahri Özdemir ve İsmail Ertürk yönetimindeki 3 aylık kültür dergisi 'yeni' de bu cinsten güzel bir dergi.

Tabii yeni bir dergi deyince, adı da yeni olunca akla hemen Memet Fuat yönetimindeki de yayınları'nın mahsülü, efsane bir dergi olan 'Yeni Dergi' geliyor, ancak bu derginin eski olan dergiyle bir bağı yok, dergiyi çıkaranlar da eski dergilere meraklı insanlar değil sanıyorum, yine de 'Yeni Dergi'ye bir selam verilseydi çok şık olurdu:



Dergi güzel fakat derginin ana konusunu (kriz) çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, kapağı da aynı şekilde çarpıcı olmaktan çok uzak, kapak bir dergiyi dergi yapan en önemli unsurların başında gelir, içeriğe açılan bir kapıdır, önemlidir. Derginin kapağına baktığımızda evvela kapaktaki bazı isimlerin meraklı okurları gıdıklayan cinsten olduğunu görüyoruz.

Derginin kapağındaki isimler şöyle:

Füsun Akatlı / Hakan Akşit / Oruç Aruoba / Enis Batur / İlhan Berk / Malgorzata Czarkowska / Betül Çotuksöken / Fazıl Hüsnü Dağlarca / Oğuz Demiralp / Ferit Edgü / Evren Erem / İsmail Ertürk / Murat Gülsoy / Aslı Güneş / Banu Güven / Ekrem Işın / İoanna Kuçuradi / Nilüfer Kuyaş İlhan K. Mimaroğlu / Soli Özel / İskender Özturanlı / Cem Sarvan Özer Sayın / Sean Scully / Michel Tournier / İlhan Usmanbaş / Gündüz Vassaf / Immanuel Wallerstein / Jackie Wullschlager / Mustafa Yılmazer / Yonca Güneş Yücel

Elbette medya dünyasının popüler isimleri beni azıcık da olsa ilgilendiren isimler değil, aksine medya dünyasında fazla görünmeyen, Oğuz Demiralp, Betül Çotuksöken, Oruç Aruoba gibi isimleri görünce dergiyi alma gereği duydum.

Ama bu derginin asıl ağırlık noktası Viyana'dan Seferihisar'a 75.000 kitaplık bir kütüphaneyi taşımış olan Akşit ailesi ile ilgili küçümen yazıdır bence. Bu yazının başlığı da: İzmir'den bir özel kütüphane.

Özel kütüphanelere büyük ihtiyaç var, devletin kütüphaneleri hem sayıca azlar hem de canları sıkılan ve aslında kitaplardan pek de anlamayan kadrolu insanlarla dolu. Bu insanlar güzel veya nadir kitap görünce bile heyecanlanmıyor ve elleri milim titremiyor.

Dergideki bir başka beğendiğim ve iyi ki bu dergiyi almışım diye gönlümü şenlendiren yazı ise Sean Scully imzalı "Giorgio Morandi / direnç ve sabır" isimli yazı oldu. Çeviri biraz duraklatsa da yazının çok güzel olduğunu görmek ve yeni şeyler öğrenmemin hazzını yaşamak başka bir şey. Dergiler böyledir, bir yazı veya bir fotoğraf her şeyi değiştirir.