27 Temmuz 2010 Salı

Haşhaşi



Haşhaşi dergisinin 2. sayısı çıktı.

Osman Çakmakçı'nın acayip enerjisi var, bir kez daha inandım.

Birgün gazetesinin kültür sanat sayfasında genellikle Osman Çakmakçı'nın yazısının çıktığı bölümde bugün Mehmet Fatih'in yazısı vardı. Şöyle başlıyor yazı:

"BirGün’deki yazılarından da tanıdığımız şair ve yazar Osman Çakmakçı’nın yayına hazırladığı Haşhaşi dergisinin 2. sayısı geçtiğimiz günlerde çıktı. 1. sayısının kapağına Walter Banjamin’in ‘Esrar Üzerine’ yazdıklarını çıkaran derginin bu sayısının kapağını ünlü filozof Slavoj Zizek oluşturuyor. Dergi için özel olarak kaleme alınmış bu yazıyı Zizek’in Türkçe çevirmeni Sabri Gürses büyük bir özenle çevirmiş. Dergide ayrıca Hakan Arslanbenzer, Suat Kemal Angı, Charles Baudelaire, Metin Kaçan, Ayhan Kurt, Delmore Schwartz, Aslı Serin, Elif Sofya, Semra Topal, Halil Turhanlı, Murat Uyurkulak, Murat Yalçın, Necmi Zekâ vb gibi sıradışı isimlerin ürünleri bulunuyor."

Devamı burada: HAŞHAŞİ, SANATLA UYANIŞIN HALİ

Derginin Facebook sayfası: http://bit.ly/8Ze8kl

25 Temmuz 2010 Pazar

Sanat Dünyamız'ın çöküşü

Nurtap Hanım'ın Anabala Pasajındaki dükkanındaydım, çizgi romanlarla, dergilerle dolu bu mekanda kendimi hiç olmadığı kadar rahat hissediyorum. Bunda çizgi romanların büyülü çizgilerinden çok Nurtap Hanım'ın etkisi daha çok tabii. Kendisi o dükkanda dura dura bir çizgi roman karakterine dönüşmüş, Corto Maltese'in bir macerasında ona benzeyen biri vardı sanki, şimdi saçlarını da kestirmiş daha güzel olmuş. Çıkarken Doğan Kardeş dergilerine bir göz attım, ama Jules Verne'in 3 kitaplık Mathias Sandorf romanını (çeviri: Ferid Namık Hansoy, İnkılap Kitabevi) aldım fakat aklıma YKY düştüğü için oradan çıkınca YKY'nin Galatasaray meydanındaki kitabevine uğradım. Kitabevinde çalışanlar çok yardımsever insanlar fakat onlarla ilgisi yok bu kitabevi gün geçtikçe pırıltısını yitiriyor.

Sanat Dünyamız dergileri hemen orta bölümde eski ve yeni sayılarıyla bir arada satılıyor, mahzun duran kırmızılı siyahlı dergi ile yeni bir dönemi simgeleyen beyaz kapaklı (grafik tasarım konusunda hakkını vermek gerek, öfkeyle baksam da güzel tarafları da var, lakin sinirlendiren özellikleri daha çok) olan bu dergi artık benim dergim değil.

Sanat Dünyamız dergisi artık 3 aylık tadına doyulmaz bir dergiden iki aylık ve 80 sayfalık cılız bir bir dergiye dönüştü. Bu değişim 112. sayıda başladı (Eylül - Ekim 2009) ve şimdi 117. sayıya geldi.

Aslında dergi ilk çıktığı noktaya geri döndü denilebilir, eskiden de 80 sayfa civarlarındaydı, mesela elimdeki 50. sayı 76 sayfalık bir dergi (Kış 1992). Peki kırmızı siyah sırtıyla, bilgi yüklü dolgun ve çekici bedeniyle kütüphanemde gülümseyen o güzel dergiye ne oldu?

Aslında şaşılacak bir şey yok, bu durumun Koç Holding ile ilgisi var. Kültür sanat, kitap, müze ve enstitülerle göz boyayan bu şirketler grubu Yapı Kredi Bankası'nın yönetimine geldiğinden beri YKY kan kaybediyor. Yönetimde kimler var bilmem, ilgilenmem de ama önceki dönemde hiç değilse kitap kokusuna aşina yöneticiler vardı (mesela Selçuk Altun, şimdiki yöneticiler Oktay Rifat'tan bir şiir okumuşlar mıdır hiç?) şimdi kim var ki dergiler ufalıyor, yayın çeşitliliği, kaliteli çeviriler ve telifli yapıtlar azalıyor?

Kitaplığımın önemli bir bölümünü YKY'den aldığım kitaplar oluşturduğuna göre benim de bu durumu sorgulama hakkım var diye düşünüyorum. 80 sayfalık bir sanat dergisi bu kurum için gülünçtür. Böylelikle tasarruf yaptıklarını ve kâr ettiklerini düşünüyorlarsa büyük hata ediyorlar bence. Sayfa sayısına kafayı taktım çünkü içeriği sınırlandıran veya genişleten bir ölçüdür sayfa sayısı ve önemlidir.

Sanat Dünyamız'ın 103. sayısı 345 sayfaydı. O sayıyı görünce işkillenmiştim nedense. Daha kapakta Ömer Koç'un adını görünce aslında beni mutlu edecek olan bu oturaklı dergi birden ölümden önceki iyilik haline bürünmüş gibi gelmişti ama konduramamıştım. Bu güzellik tahmin edileceği üzere 111. sayıya kadar sürdü.

İşte Sanat Dünyamız'ın geldiği son nokta aşağıda görülebilir. Eski dergideki ağırlığa alışkın bünyeyi gıdıklayan tek bir yazı bile yok. Rüzgâr Gülü uçmuş gitmiş Çerçeve daralmış, her bir şeyden azar azar var, sanki ağır bir diyetteyiz. Sanatçı metinleri kayıp, sanat felsefesine ilişkin bir yazı yok, ne mimariden ne de fotoğraf sanatından şöyle dişe dokunur bir makaleyi ara ki bulasın...

117. sayı içeriği:

EDİTÖRDEN

Dinamikler - Mine Haydaroğlu

RESSAM
Kusursuz ve Hazcı Bir İmgelem: Taner Ceylan - Gülay Yaşayanlar

MÜZE
Yeni Akropolis Müzesi - Münir H. Göle

RESSAM
Nejad Devrim’in Bilinmeyen Bir Otoportresi Üzerine - Necmi Sönmez

SERGİ
“Hep Aynı Şarkı”: İronik, Eleştirel - Burcu Pelvanoğlu - Ali Akay

SERGİ
Sanatın Nirvanası mı, Bir Yan İş mi: 53. Venedik Bienali - Azra Tüzünoğlu

KAVRAMSAL SANAT
Yazıyor! 75 cent’e sanat eserini yazıyor! - J. Isaac Spradlin

İSTİKLÂL SERÜVENİ-9
Olga Chernysheva - Anders Kreuger

SÖYLEŞİ
Sergi: “Gelirin Yeniden Dağıtım Politikası” - Sabine Winkler

SERGİ
Kendi Politikalarını Üreten İki Sanatçı: Özlem Günyol & Mustafa Kunt - Didem Yazıcı

KİTAP
Bauhaus, yok mu bir yedeğin? - Raşit Gökçeli

RESSAM
Peter Hristoff’un “Benim Türkiyem” Serisi - Feyza Akder

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Foto Muhabiri dergisi



Foto Muhabiri dergisi, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği'nin bir yaynı.

Tasarımı çok klişe olsa da genel olarak fena bir dergi değil. Ücretsiz olan bir dergiye göre hele iyi bile sayılır -fakat dergiciliğimizin asgari standartlarını yakalamış olsa bile vasat olduğunu söylemek gerekir.

Yukarıda fotoğrafı görülen 4. sayı, son sayıda ise (Sayı:5, Haziran 2010) güzel bir Coşkun Aral söyleşisi var, okunmalı.

Ayrıca dergide yayımlanan fotoğraflara bakarak Türkiye foto muhabirliğinin bulunduğu düzeyi rahatlıkla görebilmek mümkün. Aslında bunun için bu dergiye bakmaya de gerek yok, günlük çok satan ulusal gazetelere bakmak da yeterli olabilir.

Bir kere hemen kimsenin bir üslup sorunu yok. Bütün fotoğraflar ilginç bir durum yakalamanın çevresinde gelişip orada kalıyor. Bence foto muhabirlerinin fotoğraflarının biribirine benzemesinin temel nedeni geometri bilgilerinin eksik olması ve dünya fotoğraf kültüründen uzak yetişmeleri. Bütün foto muhabirlerinin mesela bir 8 dergisini okumalarını isterdim, veya bu dergide yayımlanmış makalelerden bazılarının çevrilip Foto Muhabiri dergisinde yayımlanmasını isterdim.

Neden foto muhabirleri kendini geliştirmiyor (bütün gelişmeler fotoğraf makinesi seviyesinde kalıyor) diye düşündüğümde aklıma bunlar geldi. Daha uzun boylu düşünülürse başka ayrıntılar da ortaya çıkar, ancak görünen köy kılavuz istemiyor.

Bir de yayıncılık dünyamızda fotoğraf editörü eksikliği var. Fotoğrafları seçecek, fotoğrafçıya yön verecek ve fotoğraflardaki üslup sorununu tartışacak editörlere tüm dergilerin ve gazetelerin çok ama çok ihtiyacı var.

Çünkü bilindiği gibi en iyi makineye sahip olmak, en iyi fotoğrafı getirmiyor, en iyi baskı makinelerine sahip olmak da en iyi dergiyi, en iyi makaleleri getirmiyor.

İyi bir dergi/gazete yapmak da sadece standartları sağlamakla olmuyor, her derginin/gazetenin bir tavrı, başka bir havası ve kalitesi olmalı.

Ama önce insan, her şeyden evvel insana yatırım yapmalı, çalışma şartlarını iyileştirmek, muhabirlerin ufkunu açıcı, kendilerini geliştirecek yatırımlar yapılmalı, gerisi zaten gelir.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Göçebe



Birhan Keskin, Hasan Öztoprak, Osman Çakmakçı, İrfan Yıldız ve İdris Özyol’un ortaklaşa kotardığı bir şiir ve edebiyat dergisiydı Göçebe.

Boyut olarak küçüktü, sayfa sayısı da azdı, ancak küçümen bir dergiden beklenmeyecek ölçüde derin ve kışkırtıcı metinlerle/şiirlerle dolu bir dergiydi.

Hâlâ raftan indirir, kurcalarım, insanda yazı/şiir yazma isteği uyandırıyor çünkü.

Bazı dergiler ölmez.