24 Ağustos 2010 Salı

Notos Öykü'ye nazar değmesin!



Notos Öykü'nün 23. sayısını okumaya doyamadım. Kapak konusu bir kere okunmayı hak ediyor, e-kitap hayatımıza girdi bir kere, ben kitabın yerini tutamaz diyenlerdenim, yayınevi yönetmenlerine ne düşündüklerini sormuşlar mesela, ilgiyle okudum. Nicedir söylemek istediğim şey başka ama, 2007'de ekşi sözlük'e şöyle yazmıştım:

"sayfa tasarımı adam öykü'ye öykünen öykü dergisi. derginin logosunu da mehmet ulusel'e yakıştıramadım. başlıklarda kullanılan hurufatı da sevemedim, nedir öyle lise dergileri gibi, olmamış. mutlaka birinci hamur kağıda basılmak zorunda değildi sanırım. virgül dergisinin kağıdı bence süper, öykü gibi mütevazı bir edebiyat dalına da pek yakışırdı. fotoğraflara daha çok özen gösterilmeli. pikselleri saymayalım değil mi? lütfen. ama dergi çok şeker. daha kapakta görülen isimlerden başlayarak helecanlanıyor insan. güzel dergi güzel." (02.01.2007)

Derginin tasarımı o günden bugüne epey değişti. Artık fotoğraflar çok kaliteli basılıyor, kapaklar daha iyi, tasarım da olgunlaştı, yani eleştirdiğim ve içime sinmeyen konular düzeldi, artık keyifle okuyorum Notos Öykü'yü.

Aganta



Notos Öykü'nün en güzel yeri bence dosya konuları değil, aganta bölümü, hele bu sayıda 3. sayfayı açar açmaz "Proust'un zamanına yolculuk" (Proust, du temps perdu au temps retrouvé) başlıklı Deniz Yalım Kadıoğlu başlıklı enfes bir yazı-haber var ki nasıl sevindim anlatamam, defalarca okudum bu 1 sayfalık haberi, hem Proust sevdiğimden hem de 'Mektup ve El Yazmaları Müzesi'nin hayranlarından biri olduğumdan çok hoşuma gitti bu yazı. Sözü edilen sergiyi de çok merak ettim, keşke gidip görmek kısmet olabilseydi. Neyse fotoğraflarıyla avundum ben de.

23. sayıda ayrıca çok sevdiğim Raymond Carver'dan "İhtiyacın olduğunda beni ara" isimli Vivian Kohen imzalı güzel bir öykünün çevirisi var. Yine dergide en dikkat çekici yazılardan biri Hüseyin Cevahir'in 1969 yılında Yordam dergisinde yayımlanmış olan "Çocuk ve Allah'ta simgeler, görüntüler, çelişmeler" isimli incelemesi, yeniden yayımlanması çok yerinde olmuş. Bir zamanlar ne harika dergiler çıkıyordu. Yordam'ı pek bilmiyorum, sahaflarda görmüştüm ama alma fırsatı olmadı, ben "Yeni Dergi" hastasıyımdır, 60'lar 70'ler deyince aklıma gelen dergilerden birincisi Yeni Dergi'dir. Neyse bu başka bir bahis, başka bir yazı konusu.

"Bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?"

123. sayfaya gelince duraladım birden, "Bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?" başlığı altında Elif Sanem Karakoç imzalı bir fotoğraf var ve yazı meraklılarına sesleniyor. Fakat ben bu fotoğrafı beğenmedim, nasıl öyküler yazılacak bilemiyorum ama tatsız şeyler olacak diye endişelendim. Ben Semih Gümüş'ün yerinde olsam, hemen her kareleri bir öykü aurası taşıyan Murat Eren'in veya Serdar Darendeliler'in bir fotoğrafını koyardım. Neyse bana söz düşmez, ama bu fotoğraftan yola çıkarak öykü yazma fikri çok güzel, kimin aklına geldiyse teşekkür etmek gerek.

Dergide daha yazamadığım çok şey var, Enis Batur'un "Merak Cemiyeti"ni, Ufuk Karakurt'un "Çizgi Romanlarda Kötülüğün Gölgeleri"ni ve Sibel Doğan'ın Olivier Rolin söyleşisini ayrı ayrı yazmak, tekrar tekrar vurgulamak isterdim, mutlaka okunmalılar.

Atölye

Derginin sonunda İnan Çetin'in atölye başlıklı ve dergiye gönderilen öyküleri değerlendirdiği sayfalar var. Geleceğin öykücüleri onların arasından çıkacak değil mi? Gönderilen öyküleri bilmesem de bir İnan Çetin kurgusu gibi okudum. İnan Çetin denince ceketimi ilikliyorum hemen, İnan Çetin deyince aklıma Ömer Ayhan geldi, yeni kitabı ne zaman çıkacak acaba? Ömer Ayhan denince de Sema Kaygusuz geliyor aklıma. Edebiyatın bütün lezzeti nefaseti bu saydığım yazarların öykülerine ve romanlarına sinmiş durumda. Eh ben de bir okur olarak onları yazı serüvenlerinin başında yakalamanın keyfini sürüyorum. Kitaplığımın onların kitaplarıyla daha da genişlemesini umuyorum. Nereden nereye geldik. :)

Hiç yorum yok: